Category: MANŞETTEKİLER

Hayatımın anlamını sorsalar, notalar kadar, bir bardak çayda gizli olduğunu söylerim. Üzerinden dumanlar tüterek sunulan bir bardak çayın anlattıkları benim için çok önemlidir. Çay, gurbette beni ülkemle buluşturan, yalnız gecelerimi paylaştığım, en unutulmaz sohbetlerin içinde her zaman başköşede oturan eski bir dosttur… Bana sorarlar, “Kuliste ne istersin” diye… Sadece çay istediğimi söyleyince şaşırır kalırlar. Dost…

Duman, duman rengi güzeller güzeli bir kediydi. Bir gün, Beylerbeyi’nde oturduğum konağın giriş katındaki pencereye gelip oturdu. Geliş o geliş… Evin salonu her gün gelip giden dostlarla dolup taşar ama o pek umursamazdı. Salonda müzisyen arkadaşlarımla prova yaparken, cama adeta yapışır o keskin kulakları ile içerden gelen müziği duymaya çalışırdı. Duman konuşmayı çok sever, çok…

14 Şubat 2014 Cuma akşamını birlikte yaşadığımız The Marmara Taksim Balo Salonu’nu hıncahınç dolduran sanatseverlere sonsuz teşekkürlerimle… Her zaman söylerim, konserlerimde yaşadığım enerjiyi beni dinlemeye gelen seyircimden alırım. Ancak bu kez, bu konserde birlikte farklı bir heyecan yaşadık. Gün Sevgililer Günü olunca, sizler yanınızda sevdiğiniz, belki yakın bir arkadaşınız, belki de tek başınıza sevginin en derin…

Pek çok sanatçı için sanatının zirve noktası önemli bir ödüldür. Ödüller sanatçının sanatının toplumlar tarafından kabul edildiğini gösterir. Nobel, Oscar ya da Pulitzer almak pek çok sanatçı için ulaşılması güç bir düşün son noktasıdır. Benim zirvelerim ise farklıdır. Piyanomu insanlığın gelişmesinde önemli rol oynayan mekanlara taşımak ve orada, müziğe ve sanata inanan, gerçek sanatın peşinde…

16 Mayıs 2013 İstanbul, çağdaş olanı hemen benimseyen dev bir Türkiye vitrinidir. Asırlarca bu vitrin kendi üslubu içinde gelişir, değişir ancak İstanbul kimliğini kaybetmez… Anadolu’dan göçü kucaklar, kendi potasında eritir. Varoşları bu büyülü kente yakışan biçimde değişmez ancak İstanbul Tarihi Yarımada’sı, Boğaziçi’nin mavisi, Kadıköy’ü, Beyoğlu ’suyla yine büyülü güzelliği içinde bizi kendine tutsak etmeye devam…

Müzik kainatın ruhudur. Müzik sanatların en soyut olanıdır. Başka ruhlarla, başka alemler ile konuşulabilecek lisandır. Müziğin yüceliği bu zaten. Bir yerde bir yenilik olacaksa önce müzikte başlar. Önce müzisyenler, o yeniliğin farkına varırlar. Dünyadaki bütün ihtilallerin, bütün devrimlerin ilk habercileri müzisyenlerdir. Diğer unsurlar müziğin açmış olduğu yoldan girerler. Dolayısıyla hem müziğin böyle bir aydınlık tarafı…

Farklı olmak, kendi yolunda yürümek zordur. Ancak bu yaşamı seçtiniz mi, yarattığı coşkuyu bir kez tattınız mı, artık sizin için geri dönüş yoktur. Statik söylemler sizi mutlu etmeyecek, dünyayı tekrar etmek size bıkkınlık verecek ve yaşama sevinciniz uçup gidecektir. Her şey hayallerle başlar. Çocukluk düşleri özgürdür, korkusuzdur. Ancak asıl önemli olan, düşlerinde, söyleminde ve davranışlarında…

Farklı olup olmadığımı bilmiyorum. Sanatsal çizgimi farklılık üzerine oturtmak gibi bir çaba içinde de olmadım hiçbir zaman. Başlangıçtan beri içimden geldiğim gibi hareket ettim. Daha yedi yaşımda piyano başına geçtiğim zaman kendi hissettiklerimi çalmak isterdim. Kendime göre küçük besteler yapar, bunları her çalışımda değiştirirdim. Doğaçlama yapmadan duramazdım. Viyana Müzik Akademisi’nde öğrenciyken klasiklerin yanında kendi eserlerimi…

İnsanlar binlerce yıldır aynı yanlış içindedir. Tarih boyunca sanat dünyasına bakın kaç büyük sanatçı kendi döneminde refah içinde yaşamış, hak ettiği değeri görmüştür? Döneminde insanlık Mozart’ı yok etmiş, Beethoven’i bir ayakkabı parasına muhtaç etmiştir. Bugün yine de dünden iyi günler görebiliyoruz. Özellikle internetin gelişiminden sonra insanlar alternatif sesleri biraz daha duyabiliyorlar. Ancak sanat dünyasının otoritelerinin…