IMG-20131221-WA0001Tuluyhan Uğurlu’nun 15 Aralık Pazar günü Sirkeci Garında verdiği “Piyano Aşkı Anlatıyor, Semazenler Aşka Dönüyor” konseri ile ilgili Zeynep Tezcan’ın “Sanat ve Şehir” isimli blog’unda yazdığı yazıyı sizlerle paylaşmak istedik.

Tasavvuf‘a merakım Elif Şafak’ın AŞK kitabı ile başladı. Bunu eskiden söylemekten utanıyordum. Keza bu kadar manevi bir sürecin bu kadar ticari bir okuma ile tetiklenmesi sığ bulunabilirdi. Sonra tasavvufu anlamaya başladıkça, içindeki kandili neyin yaktığının hiç bir önemi olmadığını anladım. Bu hakikati bulma yolculuğuna bir meyhanedeki sarhoş bile ışık tutabilirdi.
Önemli olan seyahate çıkmaktır. Bir süre sonra seyahati hangi gazete aracılığıyla okuduğunun bir önemi kalmaz.

Yıllar içerisinde konu ile ilgili bir çok kitap okudum. Hülyalara daldım. İçimdeki insanlığı sorguladım. Mevlana yı düşündüm. Ve Şems i. İki buçuk yıl süren birlikteliklerini. Sema etmeyi düşündüm. Aç kalmayı. Adanmışlığı düşündüm.Ve ölümü. Mevlana nın anlattığı şekliyle ölümü. Yani düğünü. Tanrıya kavuşmayı.

15 Aralık 2013 Pazar günü / Sirkeci Garinda /  Tuluyhan Uğurlu piyano resitali ile birlikte kutladım bu sene Seb-i Arus u. Mevlana’nın düğün gecesini. Ama ne geceydi!

Öncelikle mekandan bahsetmek istiyorum. 13 senedir İstanbul’da yaşıyorum. Daha önce hiç Sirkeci garına gitmemiştim. Büyülü bir yer. Zamansız. İnsan sanki gara adım attığı anda bir zaman makinesine giriyor. Dertleri geride kalıyor. İçinde “Orient Express” diye bir lokanta var. Lokanta nın barında sanki Hewingway beni bekliyor. Hava soğuk. Eldivenlerim elimi kıskanır. Garın içinde sokak kedileri bir o yana bir bu yana koşturur. Bir lokma karın tokluğuna.

Derken Sirkeci Garı olur bir Tutku Garı. Tuluyhan Uğurlu dağınık saçları ve Van Gogh’a kendi kulağını kestiren sanatçı deliliği ile çıkar sahneye.

Sahne “Garın Bekleme Salonu”. Dünyada herhalde bu kadar güzel bir beklenti yaşanan başka bir salon yoktur. İnsan hayatı boyunca bekler burada, cenneti / birinin onu alıp götürmesini.

Tavanlar yüksek, oymalı. Camlar dev. Soğuktan buğulu. Resital başlıyor. Piyanonun iki yanına ekranlar kurulmuş. İyi yapılmış. Şiir ile piyano buluşmuş. Konser boyunca barkovizyonlardan adanmışlığı izliyoruz. Bir şiirle başlıyor her şey. Şiirin dizelerine sonra google dan baktım. Bulamadım.
Toprak suya sevdalı, su toprağa / arı çiçeğe sevdalı, çicek güneşe” diye devam ediyor. Tasavvuf felsefesinde anlatılan gibi tüm kainatın birbirine AŞK ile örülü olduğunu anlatıyor. Tuluyhan tuşlara bir öfke, bir sefkat ile basıyor. İlk oturumdan sonra açıklıyor “doğaçlama” çaldığını. Caz müzikte zaman zaman “doğaç” bir şekilde çalındığını biliyordum ama klasik müzikte böyle bir şeye hiç denk gelmemiştim.

Dürüst olmak gerekirse muazzam etkilendim. Çünkü orada o gece yaşananlarınkollektif enerjisi sonucu ortaya çıkan bir duygu ile çaldı sevgili Tuluyhan. Anlar nadidedir. Şiiri o yüzden severim. Anı yazar. O Pazar gecesi, Sirkeci Garının bekleme salonunda o insanlar daha önce bir araya hiç gelmemişti. Ve bu insanların bir araya geldiği o nadide gece üstüne üstlük Mevlana nın düğün gecesi olmamıştı. Perdelere bu şiirler yansıtılmamıştı. Ve bu gözler o şiirleri okumamıştı. O kedi piyanonun önünden daha önce geçmemişti. Bu daha önce yaşanmamış ve tıpkısının aynısının bir daha kainatın varoluşunda muhtemelen tekrarlamayacağı bir geceye / nadide notalarla doğaç bir şekilde hayat vermek / tanrılara isyan etmek kadar güçlüydü.

O gece o garda, hepimiz yükseldik. Işıklar kapandı. Bir tek bir şiir kaldı : Kainat birbirine sevgi ile bağlanmış. Sevgisiz insandan dünya korkarmış. Mevlana nın bu sözlerine Tuluyhan insan olmanın çoşkusu ve acısıyla eşlik etti. Biz izleyenler varoluşun sessizliğinde kendi gönüllerimizde hayatı sorguladık.

***

O gece bir TEDtalks semineri gibiydi. İşitsel zevkimizin yanına eklenen görsel slight larda, ömürlerini tutkuları için adamış insanların hayatlarını gördük. Hürrem in Süleyman a olan aşkı. Michelangelo nun kendini üç yıl atölyeye kapatıp, ortaya çıkardığı heykeli. Bach’ın çalmaktan ve notalardan ötürü kör oluşu. Mimar Sinan’nın ayasofya’yı, Gaudi nin Barceolana daki aile klisesini / saplantı haline getirmeleri…
Latife Hanım ın Atatürk’e olan sevdası… yaşlılık döneminde kanser tedavisini reddederek eve kapanması ve öldüğünde göğsünde Atatürk ün resmi olması…

Üzerine Tuluyhan Uğurlu’nun konuşması. Memleketini ne kadar çok sevdiğini anlatması. En büyük hayalinin Bach ile İtri yi aynı müziğin içinde buluşturmak olduğunu söylemesi. İstiklal Marşı nı daha önce hiç duymadığım bir melodi ile azgın bir çoşkuyla çalması….

Konsere kısa bir ara verildi. Semazenlerin bir eli toprağa, bir eli göğe açıldı. Beyaz eteklerinin ucu hayallerim gibi dönmeye başladı. Adanmışlık tüm garı sardı.

***

 

 

 

17 Aralık Pazar 2013 gecesi iyi ki, dünyanın başka hiç bir yerinde değildim. Sirkeci garındaydım. İyi ki Tuluyhan Uğurlu doğaçlama piyano çaldı. İyi ki yanıma o bebeği uyuyan kadın oturdu. İyi ki, su toprağa sevdalandı. İyi ki o sarı kedi piyanonun önünden geçti. İyi ki Mevlana fikirlerini bize armağan etti. İyi ki güzel insan olma yolunda birbirine ışık olacak bir iki insan bir araya geldi.

ne güzel bir düğün gecesiydi….

© 2013 Tuluyhan Ugurlu Resmi Web Sitesi ·