Dünya Başkenti Değişirken…

16 Mayıs 2013

İstanbul, çağdaş olanı hemen benimseyen dev bir Türkiye vitrinidir. Asırlarca bu vitrin kendi üslubu içinde gelişir, değişir ancak İstanbul kimliğini kaybetmez… Anadolu’dan göçü kucaklar, kendi potasında eritir. Varoşları bu büyülü kente yakışan biçimde değişmez ancak İstanbul Tarihi Yarımada’sı, Boğaziçi’nin mavisi, Kadıköy’ü, Beyoğlu ’suyla yine büyülü güzelliği içinde bizi kendine tutsak etmeye devam eder.
Ancak günümüz İstanbul’u yazık ki kimsenin geri döndüremeyeceği şekilde kendini kaybediyor. Sahillerdeki camiler, saraylar, tarihi yapılar küçülüyor, arkalarda dev gökdelenler eski kente karışıyor ve Dünya Başkenti gün geçtikçe daha da büyük bir mimari karmaşanın içine sürükleniyor.
İstanbul’un yirminci yüzyılın ilk yarısında başlayan yıkımını insan bir dereceye kadar affedebiliyor. “O zamanlar şehirciliği bilmiyorduk” diye teselli edebiliyor İstanbullu kendini. Ancak bugün yasalarla korunduğu sanılan İstanbul’a yapılan tahribatın affedilecek hiçbir yanı yok. Gökdelenlere kimsenin bir şey dediği yok, İstanbul’a çok yakıştığı da görülüyor. Ancak insanın yeni bin yıldaki becerisini simgeleyen o muhteşem yapılar, tarihi binaların önünde, arkasında yükselince kendi güzelliğini sergileyemediği gibi şehri bozuyor,görünümü kirletiyor. Daracık sokaklar arasında yükselen kuleler, uydu antenleri,klima kirliliği,trafikte geçirdiğimiz saatler… 30 santimi aşan kaldırımlar, Haliç’te metroyu taşıması için yapılan bir demir yığını…
Korkarım DÜNYA BAŞKENTİ İSTANBUL geri döndürülmesi zor bir kayboluş içinde… Onu sevenlerin kimi kızgın, kimi hüzünlü… İstanbul’u izlerken gözlerimiz kapalı, sisler içinde bir hayal penceresinden mi bakmak gerekli artık, bilemiyorum…

Bu Yazıyı Paylaş

Yorum Yaz


*