FREDERIC FRANCOIS CHOPIN
5
Mart 1791-17 Ekim 1849
Günün gündüzle geceye bölünmesi gibi Chopin'in hayatı da ikiye bölünmüştür. Annesi Polonyalı, babası Fransız'dı. Kırk yıla yakın süren ömrünün yarısı Polonya'da ikinci yarısı Fransa'da geçti. Yirmi yaşına kadar canlı hareketli bir çocuktu, Fransa'ya gittikten sonra durgun, küskün ve hastalıklı bir insan oldu. Kişiliği de ikiye bölünmüştü. Bir halk çocuğuydu ama kibar çevrelerde oraya aitmiş gibi davranmak için kendini zorlardı. Duyguluydu, sıkılganlığından dolayı acılarını belli etmemeye çalıştı ve bu nedenle büyük acılar çekti. İç dünyasını sadece piyanosu ve besteleriyle ortaya çıkarıyordu. Bir müzik tarihçisinin dediği gibi o piyanoca konuşuyordu. Duyguları derindi, ateşi yangın değil, bir kor parçasıydı. Bütün sanatını, yaratıcılığını piyanonun üzerinde toplamıştı. Chopin bir hasret bestecisiydi. Memleketindeyken müziğini dünyaya duyuracağı günlerin özlemiyle başka ülkelerin hasretini çekerdi. Bir akşam saatinde memleketinden ayrılmak zorunda kaldı, kısacık yaşamı boyunca memleket hasreti ile yanıp tutuştu.
Frederic
Chopin, 5 Mart 1791'de doğdu. Orta sınıftan bir ailenin çocuğuydu. Babası
Fransızca dersleri vererek geçimini sağlıyordu. İlk piyano derslerini annesinden aldı. Kısa sürede
çocuğun ünü çevreye yayıldı ve Polonya'nın Mozart'ı olarak anılmaya başlandı.
Lise eğitimiyle birlikte özel dersler alıyor, konservatuvarda eğitimini daha
üst noktalara çıkarıyordu. Küçük yaşlarda besteleriyle dikkat çekmiş, nota basımevleri onu "Kuzey Yıldızı" olarak tanıtmaya başlamışlardı.
Babası ise onu yüksek müzik eğitimi için Viyana'ya göndermeye karar vermiş
para biriktirmeye başlamıştı. 19 yaşında Chopin, Viyana'da ilk konserini
verdi. Avrupa onu tanımaya başlamıştı. Ardından Varşova'da
verdiği konserlerle ünü iyice yayıldı. Chopin, o güne kadar piyano
virtüözlerinin gürültülü, gösterişli çalışlarına karşın farklı
bir teknik ve duygu ile özellikle sanatçıların ve kadınların ilgisini çekiyordu.
Delikanlı, Varşova'da ilk büyük aşkını da yaşayacak Konstantia'ya tutulacak
ancak genç kız onu bırakıp zengin bir adamla evlenecek, Chopin'in yaşadığı
bu karşılıksız aşkın ardından hüzün adeta kimliğinin bir parçası
olacaktı.
2
Kasım 1830'da Chopin, doğduğu köye vedaya gitti. Köylüler ona gümüş bir
kupa içinde bir avuç toprak verdiler ve yurdunu unutmamasını istediler. Bu
toprak her zaman Chopin'in yanında kaldı. Genç müzisyen konserler vermek ve
Polonya'nın adını duyurmak için kendi ülkesi dışındaydı artık. Kısa süre
sonra Polonya işgal edilince arkadaşlarının yanında olmak için ülkesine dönmek
istedi ama ailesi dostları onun Polonya'nın bağımsızlık savaşını savaşarak
değil, eserleriyle vermesi gerektiğine inanıyorlardı. Genç adam o günlerde
günlüğüne şöyle yazıyordu:"Şehirler, kasabalar yanmış, yıkılmış.
Dostlarım, Titus, Matuszynski ölmüş olsa gerek.... Hey Ulu Tanrım .
Neredesin, öc almayacak mısın? Cinayetlere doymadın mı? Yoksa sende mi
Moskofsun?"
Chopin'in Avrupa konserlerinde son durağı Paris oldu. Bu büyülü kent, genç besteciyi de etkisi altına almakta gecikmedi. Bundan sonraki yaşamı Paris'te geçecekti. Kısa süre içinde Liszt ve Mendelsshon'la çok iyi dost oldu. Paris onu kucaklamakta gecikmedi. Ondan ders almak, onunla tanışabilmek için herkes birbiriyle yarışıyordu. Kadınların başını döndürüyor, erkekleri kıskandırıyordu. Sürekli ders verdiği için iyi para kazanmasına rağmen elinde pek bir şey kalmıyordu. Çünkü süslü giysiler, faytonlar onun zengin sınıf arasında küçük düşmemesi için kendince gerekli harcamalardı ve parasını sürekli bu anlamsız gösteriş için harcıyordu.
Chopin'in
Paris'teki aşk hayatı Kontes Delfina Potocka ile başladı. Genç Polonyalı
kontes beş çocuk doğurmuş, çocukları ölmüş, kocasından çok çekmişti.
Tek başına Paris'te yaşıyordu. Chopin'le aralarında güzel bir beraberlik
yaşandı ancak kontes onu incitmeden bu birlikteliği noktalamayı bildi.
Chopin'in ünü artık Avrupa'ya yayılmıştı. Notaları tüm Avrupa'da basılıyordu.
1835'te Chopin ailesiyle buluşmak için Karlsbad'a gitti. Dönüşte Polonyalı
kontes Teresa Wodzinska'nın davetlisi olarak Dresten'de kaldı. Kontesin 16 yaşındaki
kızı Maria'ya aşık olmakta gecikmedi. Aşkına karşılık da bulmuştu. Paris'e
gelince bu aşkın da gücüyle daha yoğun çalışmaya başladı ama ciğerlerinden hastaydı, bir ara
öldüğüne dair söylentiler bile çıktı. Yaz aylarında Maria'yı babasından
istemeye gittiğinde aile hastalığını yüzüne vuracak, ona tedavi olmasını
önereceklerdi. Chopin genç kızın öğüt veren sözlerinden rahatsız olmuş
kızdan soğumuştu. Dönüşte Leipzig'e uğradı ve Schumann'la görüştü.
Chopin onu pek beğenmezdi ama Alman besteci ona hayrandı. Eserlerini
dinledikten sonra hayranlığını bir kez daha tekrarladı: "Kuzeydeki
baskıcı hükümdar Chopin'in eserlerinin pek basit görünen o mazurkaların
kendisi için ne korkunç birer silah olduğunu bilse çalınmasını yasaklar.
Chopin'in besteleri çiçekler içine saklı toplar gibidir."
Chopin, Paris'e geldiğinde hastalığı
yoğun çalışması nedeniyle ağırlaşmaya başladı. Maria'dan gelen
mektupların azalması da onu olumsuz etkiliyordu. 1837 yılının kış aylarında
Chopin öksürük krizlerine tutuluyor giderek kötüleşiyordu. Düzelmesi
umuduyla Londra'ya gitti ancak burada gördüğü yoğun ilgiye karşın şehrin
rutubetli havası onu daha kötü hale getirdi. Dönüşünde ise Paris onu coşku
ile karşıladı. Genç besteci kalabalıklar önünde konser vermekten kaçınır,
küçük topluluklar önünde çalardı. 1838 şubat ayında Kral Louis Philippe
ve saray ileri gelenleri önünde Tuileires Sarayında konser vermeyi kabul
etmesi Gazette Musicale tarafından şöyle yorumlanmıştı: "Chopin
bulunmaz dehasını hep beş, altı kişilik dinleyici grupları saklardı. Bugün
kalabalıklara karşı beslediği çekingenliği yenmiş görünüyor. Dileriz
ki, bu bir dönüm noktası olsun. Büyük besteci bencillikten kurtulursa, en
başta gelen piyanist kim, sorusuna dünya 'Hayır Liszt ya da Thalberg değil,
Chopin' diye haykırarak yanıt verecektir."
Chopin'in yakın dostlarından Liszt, Kontes d'Agoult ile birlikte yaşıyordu. Kontes besteci sevgilisi için çocuklarını terk edip, kocasından boşanmış, birlikte yaşamaya başlamışlardı. Kontes sevgilisinden dört yaş büyüktü ve gözü yükseklerde olan, fikir ve sanat alanında isim yapmak isteyen bir kadındı. Daniel Sterne adıyla felsefe yazıları yazıyordu. Kontesin en yakın arkadaşlarından biri de onun gibi erkek adıyla yazan, erkek kılığında gezen ünlü romancı George Sand'dı. Liszt, Kontes ve George Sand, Chopin'i de aralarına almak istiyorlardı ama, genç bestecinin aklı hala 16 yaşındaki sevgilisi Maria'daydı. Ayrıca erkeksi George Sand hiç ilgisini çekmemişti. Sand, birkaç kez onu Nohat'daki çiftliğine çağırdı ama besteci bunları geri çevirdi. Ta ki, Maria'dan kesin olarak ayrıldığı gün geçirdiği krize kadar.
Odasında
bitkin yatarken içeriye George Sand girdi. Chopin yataktan kalkamıyordu, aşk mektuplarını ona gösterdi ve bir anne gibi ondan destek istedi. Sonra dalıp
gitti, uyandığında yanında yine George Sand vardı. Aralarında her ikisinin
de alışık olmadığı ulvi bir sevginin ışıkları doğmaya başlamıştı.
George Sand, çocukları,
Lizst, Kontes, Chopin Nohat'taki cennet gibi çiftlik evinde bir araya
gelmişlerdi. İlk günler çok iyi geçti. Gündüz ormanda geziler yapılıyor,
sohbetler ediliyor, iki müzisyen odalarına çekilip yeni besteler üzerinde çalışıyorlar,
akşam yemeğinden sonra ise Liszt ve Chopin piyano başında en yeni eserlerini
birbirlerine dinletiyorlardı. Temiz hava ve huzurlu bir ortam hasta Chopin'e
iyi gelmişti. Ancak kısa bir süre sonra Liszt'in sevgilisi Kontes d'Agoult'un
George Sand'ı kıskanması ve Chopin'le aralarını açmak için yaptığı çeşitli
dedikodular bestecinin canını sıktı. Paris'e döndü. Ancak artık George
Sand'ın anaç sevgisine ve kendisine sunduğu aile ortamına alışmıştı. Kış
aylarında Sand ve ailesiyle birlikte Güney'in sıcak Majorca adalarına gittiler.
Amaç Chopi'in sağlıydı. Düşüncede
hoş olan bu seyahat, o kış yağmurlu ve soğuk geçen Majorca'da Chopin'in
iyice hastalanmasına neden oldu. George Sand, iki çocuğu ve Chopin'le zor bir kışı
atlatabilmek için hayli çaba sarfetti ama, Chopin Palma'da sığındıkları
manastırda hayaller görmeye ve ölümün kendisine iyice yaklaştığına
inanmaya başladı. Bu zor günlerin tek karlı yanı ise acı çeken bestecinin
en güzel aserlerini ünlü prelüdlerini bu ortamda bestelemesiydi.

Chopin'in
bundan sonraki yaşamı giderek hastalığın ilerlediği ve kan kusmaya başladığı
ancak en güzel eserlerini yazdığı günler oldu. Majorca dönüşü George
Sand'la kimi zaman Paris'te, kimi zaman onun çiftliğinde bir araya geldiler.
1947 yaz aylarında ise basit bir tartışma ile ayrıldılar. Ayrılık
Chopin'i yıkmıştı ancak yaşam tersine çalışıyordu. Bundan sonraki yıllar içinde Chopin'in yıldızı
parlarken, George Sand'ın sanat kariyeri gerilemeye başladı. Chopin, yalnızlığını unutmak için sürekli çalışıyor,
konserler veriyor başarısı gün geçtikçe daha büyüyor, ünü daha da yaygınlaşıyor
ama sağlığı giderek bozuluyordu. 12 Şubat 1848 akşamı Pleyel Konser
Salonu'nda sanat yaşamının en büyük konserlerinden birini verdi. Paris onu
son kez alkışlıyordu. 21 Nisan 1848'de konserler vermek için Londra'ya
gitti. George Sand'dan ayrıldığı Paris onun için karanlık bir kent olmuştu
artık. Londra'da Kraliçe Victoria'nın önünde çaldı. İngiltere onu bağrına
basmıştı, yaşaması için şatolar tahsis edilmişti ancak Chopin burada
kendini yabancı hissediyor ve beste yapamıyor, "Aklıma tek bir melodi bile gelmiyor" diyordu. Ne
olursa olsun Paris'e dönmeye kararlıydı. Paris'i tepeden gören ve Nohant'a
benzeyen bir eve taşındı. Zaman zaman hastalığına rağmen Paris'te toplantılara
katılıyordu. Evinde ise sürekli çaldığı eser, Majorca'daki en verimli günlerinde
yazdığı ve halen bir bölümü Cenaze Marşı olarak bilinen Opust 35 Sonat'tı. Dinleyen
herkes bunun bir veda eseri olduğunu biliyordu. Chopin, ne zaman dinletilerinde
bu eseri çalsa, ne kadar alkışlanırsa alkışlansın piyanonun kapağını
kapar ve sahneyi terkederdi.
Chopin'in son günlerini Franz liszt şöyle anlatıyor: "Öleceğini biliyordu. Ancak bir teslimiyet içinde değildi. Öksürük nöbetleri geçtiği zaman yapmak istediklerinden, planlarından söz ediyordu. Daima aklı başında konuşuyordu. Yalnız bir ara Bellini'nin yanına gömülmek istediğini söyledi. Onu görmeye gelenler ölümün geldiğini yüzünden anlıyorlar ama yüzüne yerleşen o apayrı güzelliğin ona daha da yüce bir hava kattığına inanıyorlardı."
Cenaze töreninde Mozart'ın Requem'inin çalınmasını, bitmemiş eserlerinin hepsinin imha edilmesini ve yayımlanmamasını, yakılıp ortadan kaldırılmasını istedi. Ancak bu sözü yerine getirilmedi. Bitmemiş eserleri arasında bugün hayranlıkla dinlenen pek çok çalışması bulunmaktadır.
Lizst, Chopin'in son dakikalarını şöyle anlatıyor: "16-17 Ekim gecesi yarı uyku, yarı uyanıklık halinde sabaha kadar kıvrandı. Saat 2'ye doğru can çekişmeye başladı. Alnından oluk gibi terler geliyordu. Bir ara kendine gelir gibi oldu ve yanında kimin olduğunu sordu. Kendisine destek olan Gutmann'ın elini öptü ve son nefesini verdi. Kapının önü insan doluydu. Sabaha kadar hıçkırarak başında beklediler. Çiçeği çok sevdiği biliniyordu, ertesi gün o kadar çok çiçek geldi ki, odanın her yanı rengarenk olmuştu. Çiçekli bir bahçede yatıyordu sanki... Yüzüne gençlik, saflık ve güzellik gelmişti. "
Cenaze töreninde isteği üzerine Mozart'ın Requem'i çalındı. Öldükten sonra kalbinin çıkarılarak Polonya'ya gönderilmesini vasiyet etmişti. Vasiyeti yerine getirildi. İkinci Dünya Savaşı'nda kalbin bulunduğu müze bombalanınca, isteği tam anlamıyla gerçekleşti.
Büyük bestecinin kalbi kül olup, memleketinin toprağına karıştı.