SANA AİT DÜNYA BAŞKALARINA OYUNCAK OLMUŞ

Popüler Psikiyatri Dergisi/ Pınar Çekirge

Kendi ifadesiyle,İstanbul’un Sonsuzluğa Uzanan Noktası’nda, bir gökdelenin en üst katında karşılaştık. Birazdan salona geçecek ve konser alkışlarla başlayacaktı. Bir gölge kadar ıssız,kimsesizdi bakışları.Gözlerinin maviye çalan gümüşi bebeklerinde soluk alıp veren o koyu yalnızlığı seyrediyordum dakikalardır. Tuluyhan Uğurlu anlattı,ben hiç araya girmedim.Bu defa sadece onu dinlemek istedim.Zaten ne ses kayıt cihazı
vardı yanımda,ne not defteri.Tuluyhan’dan ben de kalanları yazmaktı niyetim.
“Bir Ortadoğulu olarak doğmak ne güzeldir.Bir bakmışın tüm tarih,bütün bilgiler,dinler senden doğmuş,hayat senden. Ancak ne acıdır ki büyüdükçe anlarsın sana ait bu güller dünyası başkalarının eline geçmiş.Sana ait dünya başkalarına oyuncak olmuş.Sanatkar olmak zor zanaattir,hele Ortadoğuluysan.Onlar benim değerlerimdir diye bağırırsın kimse duymaz sesini.Ya da duyar,duymamazlığa gelir.Hz İsa bendendir dersin inanmazlar.  Hıristiyanlık Tarsuslu bir papazın doktrinler silsilesidir,dersin inanmazlar.Güneş doğudan doğar dersin,Güneş bilgidir dersin  gülerler.Sen de kaderine acıyla gülümsersin.Güneşin battığı yerlerden adamlar gelir,senin özbenliğine sahip olmaya  çalışır,başarırlar.Ne yazık Itri’nin,Hacı Arif’in,Mimar Sinan’ın eserlerinin görüldüğü memleketlerde bir bakmışsın Mozart çalınır olmuş.Üçüncü sınıf edebiyatcı bozmaları memleketinde ilah olmuş, şaşarsın.Boşuna uğraşır Ortadoğulu boşuna.Nazım Hikmet’tir en büyük şair,Mimar Sinan’dır en büyük mimar ama, anlatamazsın.Sanat zor iştir Ortadoğuda.”
Çocukluğuna açılan son kapı da yavaşça sonsuza değin kapanıp gitmiş miydi?Yeniden sonsuza dek kapanmış olduğunu sandığım o
kapının aralığından geçebilir miydik birlikte?Bir gölge kadar ıssız ve kimsesiz.Dudaklarında bir tebessümün belli belirsiz gölgesi uçuverdi o an. “Bence 21. yüzyılda insanlar kendilerine dönecek ve daha çok kendi dünyalarına çekilecekler.Ardından başlarını göğe çevirip,yalnızlıkları içinde kainatı tekrardan keşfedecekler. Bu yeni bir başlangıç,düşüncede gerçek bir reform olacak.”
Yalnızlığının sebeplerini o da hep başkalarına mı yüklemişti,ama artık bunun bilinçli bir seçim olduğunun,aslında öyle istediği için yalnız yaşadığının ayırımında mıydı?”Orta Doğulu olarak doğmak ne güzeldir… Bir bakmışın ki çıkrığında tüm tarih, bütün bilgiler, dinler senden doğmuş. “Ben ardımda insanlık var oldukça kalacak bir senfoni,bir opera,bir piyano konçertosu yazmış olduğumu bilsem,hemen yarın şapkamı alır giderim.Çünkü sanatçı birazda ölümsüzlüğe oynar..”
Dört yaşında piyanodan hoş anlamlı sesler çıkarmaya başlamış,
duyduğu şarkıları kendi kendine mırıldanması annesinin dikkatini
çekmişti. Artık Cemal Reşit Rey’in öğrencisiydi. O yaşında daha
harfleri öğrenmeden notalarla tanıştı.Deha ya da Harika Çocuk
olmak kolay değildi elbette.Yedi yaşında Harika Çocuklar sınavına
girdi ve birinci oldu.Belki gönlünce yaşayamadı çocukluğunu.Bir
şeyler hep eksik kaldı ya da ertelendi.Liseyi bitirdikten sonra Viyana
Müzik Akademisi piyano ve bestecilik bölümünde eğitimine devam
etti.
Dünyanın en büyük bestecilerini düşündü.Yaşadıkları dönemde
salt kendi eserlerini çalmamış olsalar onlardan geriye şimdi ne
kalacaktı,diye sordu kendine.Kararsızdı.Her türlü zorluğu göze
aldı. Kendi müziğini seslendirecekti. Sadece kendi müziğini.
“Ben Chopin,Lizst çalmıyorum.Başka şeyler çalmak istiyorum.Chopin
zamanında kendi istediklerini çaldığı için Chopin oldu.Beethoven
eğer başkalarının yaptıklarını çalsaydı belki adı bile
anılmayacaktı bugün.”
1987 senesinde Go With God albümüyle Orta Avrupa’da adını duyururken
bir yandan da,etnik klasik new age tarzın en önde gelen isimlerinden
biri olmayı başardı.Popüler kültüre,jazz,rock müziğe alternatif
bir esintiydi Go With God.Evren,sonsuzluk,Bach ve mistizm onu derinden
etkiliyordu.İkinci albümünde birazda Bach’ın tesiriyle olacak kutsal
kitapları işledi:Kutsal Kitaplar Ayetler 1.Doksanlı yılların
ortasında İstanbul Kanatlarımın Altında filminin müziğini yaptı
ve Batı’nın seneler önce keşfettiği bir sanatçımızla biz
böylece,yeni tanışmış olduk.Yurt içi, yurt dışı
konserler,plaklar..
“Ben bir albüm yaparken ya da bir eser yazarken,bunu altını çizerek
söylüyorum,gerek ses,orkestrasyon, gerekse ses mühendisliği
açısından Türkiye’nin en önde gelen ustalarıyla
çalışmaktayım.Kuşkusuz bir besteci her şeyi çok iyi
bilmeyebilir.Eserini yazar,tamamlar ve işi daha iyi bilenlerle ortak
bir çalışmanın içinde bulur kendini.Başarımızın sırrını
birazda bunda görüyorum ben.Tam ve kusursuz bir ekip
çalışması.Şöyle izah edeyim,herkes işinin ustası olursa ortaya
çıkan ürünlerde iyi oluyor.Ses mühendisliği ayrıdır kuşkusuz,
bestecilik,orkestrasyon apayrıdır.”
“Kendi müziğimi nasıl değerlendirdiğimi soruyorsun.Yaşadığımız
topraklar her şeyden önce pek çok uygarlığın harmanlandığı bir
yer. Sümer,Asur,Hitit, Frig,Selçuk,Osmanlı, Bizans gibi pek çok
medeniyetin tınıları var.Çok değişik soundları özümseyen bir
müzik anlayışımız olmalı kanısındayım.Ama şuanda,müzik adına
yapılan şeylerden, kesinlikle çok farklı bir müzik tarzı sözünü
ettiğim.Nasıl anlatsam,müziğin insanlara kendilerinden bir parça
sunması gerekiyor.Bir ideolojinin veya doktrinin müziği olmamalı,
müzik herkesin olmalı bana göre.Evrensel olanı anlatmak gerekiyor
müzikte. Kendi yolumda yürüyorum ve yoruluncaya kadar çalmaya,
üretmeye devam edebilmeyi düşlüyorum.Yorulduğumda dinlenip, tekrar
üretebilmeyi umuyorum.Kimseden tek şey beklemeden,kendi
kurallarım,kendi doğrularımla uzun bir
yürüyüşteyim.Koşmuyorum,yürüyorum.Her konserimde,her yeni
albümümde yanıma yeni dostlar alarak, yolumda yürüyorum.Yoruluncaya
kadar çalmaya, üretmeye devam edebilmeyi düşlüyorum.Yorulduğumda
dinlenip, tekrar üretebilmeyi umuyorum.Kimseden bir şey
beklemeden,kendi kurallarım,kendi doğrularımla uzun bir
yürüyüşteyim.Giderek kalabalıklaşarak yürüyoruz.Bu beni sonsuz
mutluluklara sürüklüyor.Bir sanatçı için yaşarken
anlaşıldığını görmekten daha güzel ne olabilir ki?
“Sanatkar kimseyle yarışmaz,Pınar.Sanatkar kendi işine bakar.Bu
sırada dünyayı da takip eder.Sanatkarın görevi sadece iyi piyano
çalmak, iyi resim yapmak değildir.Onlar zaten olacak.Sanatkar
toplumdan beslenir ve ona olan borcunu onu güzele yönlendirerek öder.
Müzik bahanedir,önemli olan insanlığın huzuru ve kardeşliğidir.

“Besteci eserin nereye gideceğini hiçbir zaman bilemez.Eser
bestecisini aşar ve kendi kendine yaşar.Belki de şöyle söylemek
gerekiyor:Eser kendi kendine yaşamaya başladığı zaman gerçek bir
sanat eseri olur,ölümsüz olur.Müzik kendinde ısrar ederse eder,siz
onun emrine boyun eğersiniz. Ancak bittikten sonra profesyonel bir
denetim uygulayabilirsiniz.Bu bana uymaz,yakışmaz diyebilirsiniz ve
biraz değiştirir,üzerinde oynarsınız.Ama bazen de ortaya çıkan
eser o kadar mükemmeldir ki,size ters gelse bile kıyamaz
bırakırsınız. Çünkü eseri yaratan siz değilsiniz.Siz bir
aracısınız.Nasıl havada dolaşan radyo sinyallerini bir radyo
olmadan,yani bir aracı olmadan dinleyemezseniz, müzikte ilham da
böyledir.Bazen öyle müthiş bir şey yakalarsınız ki,
şaşırırsınız.Bir güç size bunu söyletir, çaldırır.Aracı
olmak size verilmiş büyük bir ödüldür.Gelen ilhamı çok
değiştirirseniz ilham bir daha yanınıza uğramayabilir.
“Dahası,sahne insanın yaşadığı gerçek dünyadan üç basamak
yukarısıdır.Bu üç basamağı çıktığınız anda değişir,
kendiniz gibi olmazsanız insanlar sizi dinler, alkışlar ve gider Ben
bununla yetinemem.Seyircimle aramda her zaman derin bağlar olmasını
isterim. Bu nedenle sahnede ben olmaya özen gösteririm. Konser
mekanları benim evim gibidir.Seyircim ise konuklarım.Bazen sevgim o
kadar büyür ki, hepsine kucaklamak isterim.”
İnce, ıslak bir hüzün vardı bakışlarında. Belli ki hüzün
mağlubuydu.
1965 yılında başlattığı hayat romanı hep başarı ve
hüzünlerle, yalnızlıklarla dolu olmalıydı, biraz daha şöhret,
biraz daha yalnızlık.Biraz daha o matem dolu yalnızlık.Derler ki,
bir yanıyla altı yedi yaşında harika çocuk, bir yanıyla yüzlerce
yaşında gerçek bir bilgedir Tuluyhan.Farklı kimlikleri vardır.
Çatışan, çelişen, uzlaşan, ayrılan kimlikler.Dehayla delilik
arasında o incecik çizgi.

© 2012 Tuluyhan Ugurlu Resmi Web Sitesi ·