Evin İlyasoğlu anlatıyor:
 

On dokuzuncu yüzyılı yirminci yüzyıla bağlayan

BİR BESTECİ

Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarına, Türkiye Cumhuriyeti'nin son yıllarına yakından tanık olmuş ve 20. yüzyıl müzik dünyasını neredeyse başından sonuna kadar yaşamış bir bestecidir Cemal Reşit Rey. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçişin, Batı ve Doğu kültürünün birleşmesinin bir simgesidir. Uzun soluklu senfonilerinde , gizemli divan müziğinin soyutlanmış ağırbaşlılığını, aksak ritmlerin kıvraklığını ve Batı'daki kendi çağdaşlarının yöntemlerini birleştirir. Saint Saens, Ravel veya Faure'nin vardığı sentezi Türk Halk Müziği üslubu ve masamsallığın esintileri ile yoğurarak, yeni bir senteze varmıştır. Cemal Reşit Rey, yirminci yüzyılın melodiye başkaldıran karmaşık müzik akımlarına hiçbir zaman sempati beslememiştir. Ona göre müzik, melodinin gidişatına bağlı olmalıdır. Yarına kalacak olan melodidir. Melodinin de mektebi yoktur. Allah vergisidir.

Geleneklerine tutkusu, dinine bağlılığı, atalarına hayranlığı ile "nev-i şahsına münhasır" bir sanatçıydı. Neden Rey soyadını aldığını sorduğumuzda "Bey sözcüğüne benzemesindendir, ne de olsa beylerden gelen bir soyumuz vardı" yanıtını vermişti. Cemal Reşit Rey, beş yaşından yirmi üç yaşına kadar yurt dışında büyümesine karşın, namazından ayrılmayan, İslamın kurallarını çok iyi bilen ve bütün bunları kendi fantezi dünyası içinde yorumlayan bir bilge kişiydi. 1980'de, en son evi olan Beşiktaş Serencebey yokuşundaki apartmanında yaptığımız bir TV söyleşisi sırasında bir an sözü kesmiş ve o sırada okunmakta olan ezana kulak kabartarak, "Yine yanlış makamda okuyor. Her ezan ayrı makamda okunmalıdır bilir misiniz? Artık hiçbir müezzin buna dikkat etmiyor" demiş, sonra bu gerekçenin sosyolojik ve dinsel nedenlerini uzun uzun anlatmıştı. 

Cemal Reşit Rey geleneklerine bağlı olduğu kadar İstanbul'a daha doğrusu eski İstanbul'a hayrandı. "Enstantaneler" de sanki İstanbul'un her köşesinden bir başka minyatür fotoğraf çekmiş, "Katibim" türküsü, "Çeşitlemeler", "Fatih Sultan Senfonik Şiiri" ve Serencebey yokuşundan inen bir yoğurtçunun sesinden kaynaklanan "Piyano Prelüdleri"nde İstanbul'dan bir esin kaynakları bulmuştur.

Bu bestecimizin bir başka ilginç yönü de henüz televizyon gibi yaygın bir haberleşme aracının olmadığı dönemlerde öğrencilerini ve müzik dinleyicilerini müziğin alımlı dünyasına götürebilmek hüneridir. Hazırladığı radyo programları ve dramatik bir şekilde sunduğu müzik analizi dersleri kuşaktan kuşağa anlatılagelmiştir. "piyano Dünyasında Gezintiler" başlıklı radyo dizilerinde, henüz elde bant ya da plak kaydı olmadığı bir dönemde kendisi piyano çalarak müzik tarihinin değişik dönemlerinde piyano yapıtlarını örneklemiştir. 1920'li yıllardaki öğrencileri onun "Analiz müzikal" derslerini bugün bile adeta bir televizyon programı seyretmenin heyecanı içinde anlatırlar: Bir opera yapıtını tüm karakterleri ve orkastra bölümleriyle piyanoya uyarlayarak, Fransızca söylediği gibi Türkçe açıklamalarını yaparak; yazıldığı dönemi anlattığı gibi bestecisi ve çağdaşları üstüne de bilgi vererek aktarmak. Bu tür bir ders vermenin ne büyük bir zenginlik, ne derin bir kültür birikimi gerektirdiğini şimdi daha iyi anlıyoruz. Hem müziğe, hem müziğin ardındaki bilgiye sahip, hem de bunları öğrencilerine aktarmak için saatlerini veren bir öğretmen. Ve karşısında yeni kurulan Cumhuriyet'in bambaşka bir kültürden gelen genç öğrencileri. Aralarında fesli beyler, çarşaflı hanımlar da var. Çoksesliliğe geçerken geniş kitleleri bu kulağa alıştırmak için bestelediği operetler, revü müzikleri ve marşların yıllarca ağızdan ağıza gezmesi de Cemal Reşit Rey'in toplumun nabzını yakaladığını, içinde yaşadığı günün ortamına göre geniş kitlelerle bir iletişim kurabildiğini kanıtlıyor.

Her zaman dileğimiz, Cemal Reşit Rey'in ölür ölmez darmadağın edilip, satılıp savrulan özel eşyasının, özellikle piyanosunun geri alınıp, Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda ona ait bir köşe, müze benzeri bir yer oluşturulması. Ayrıca Filarmoni Derneği'ndeki ve çevredeki notalarının bir araya getirilip, bastırılması, özgün el yazılarının da korunmaya alınması gerekir. Her çalgı ortamı için yşazdığı yapıtlar, önce değişik dönemlerini simgeleyecek şekilde, sonra da zaman içinde tümüyle seslendirilip, kompakt disklere alınmalıdır.

Gün geçtikçe öncü bestecilerimizden öğrenilecek çok şey olduğu ortaya çıkıyor. Yalnız kompozisyon öğrencisi olarak değil, sanat tarihçisi, müzik araştırmacısı olarak da bu bestecileri daha yakından tanımamız gerekiyor. İlhan Usmanbaş'ın sözlerini anımsıyorum: "Cemal Reşit Rey'in müziğinden bugüne dek bildiklerimiz kocaman bir aysbergin sadece görünen bölümü... Uzaktaki ulu bir ağaç gibi onu yalnız bırakmışız, sadece seyretmekle yetinmişiz. Yapıtlarını tümü ortaya çıktığında onların gelişme çizgisiyle birlikte bir sanatçının bir toplum yaşamını özümsemesindeki gizli gücünü bir kez daha şaşırarak görmüş olacağız."