| Haldun Dormen anlatıyor: |

LÜKÜS HAYAT İÇİN...
Haldun Dormen bu yazıyı Lüküs Hayat'ın 1985'de sahnelenmesi sırasında yazmıştı.
Türrkiye’de
doğup büyümüş kim vardır ki, “Lüküs Hayat”ın melodisini
duymamış olsun. Oyunu benim gibi görme şansı bulamamış olanlar bile
bu operetin adını duyunca, eski bir dosttan söz edilmiş gibi olurlar.
Cemal
Reşit’in bir yapıtını sahneye koymam ilk olarak 1969 yılında
“Yaygara 70” müzikaliyle gerçekleşmişti. O yıllarda Erol Günaydın’la
hazırladığımız bu oyunun, müziklerini ünlü besteciye yazdırmak
istiyor, fakat Ekrem Reşit’in vefatından sonra bir daha bir operete
imzasını atmamaya kararlı olduğunu duyduğumuzdan, yanaşmaya cesaret
edemiyorduk.
Sonunda
Faruk Yener’in araya girmesiyle karşımızda herşeye hazır, heyecan
dolu, genç kafalı bir besteci bulduk. Cemal Reşit Rey ve Erol Günaydın’la
birlikte “Yaygara 70”den “Uyy! Balon Dünya” ve Avrupa turnesinde
büyük başarı kazanan “İstanbul Masalı” adlı iki müzikal daha
hazırladık. Şimdi dördüncü kez bir Cemal Reşit Rey yapıtı hazırlama
şansı çıktı karşıma. Hem de en ünlü opereti, Türk
Tiyatrosu’nun klasiklerinden biri sayılan “Lüküs Hayat”.
“Lüküs
Hayat”ı 1963 yılında o zamanlar radyonun genel müdürü Turgut Özakman’ın
isteği ile radyoya uygulamam düşünülmüş, fakat iş bir türlü gerçekleşmemişti.
1973’te televizyonda Münir Özkul, Altan Karındaş, Pekcan Koşar, Güzin
Özipek, Ali Poyrazoğlu, İsmet Ay, Füsun Önal, Hadi Çaman, Suna Selen
gibi sanatçılarla yönettiğim “Lüküs Hayat” daha çok teknik
nedenlerle fiyaskoyla sonuçlanmıştı. Şimdi Şehir Tiyatroları’nın
70’inci yıldönümü nedeniyle eski dost “Lüküs Hayat” gene çıktı
karşıma. Cemal Reşit Rey’in bir yapıtını sahnelemem, onunla
yeniden sık sık telefonda konuşarak “Efendim, o şarkıyı ikinci
perdeye mi koysak?” gibi soruları sorabilmem, onun arada bir çoşup
“Harika!” diye ellerini çırpması benim için ne büyük mutluluk
anlatamam.
Umudum “Lüküs Hayat”ın ilk perdesini açtığından tam elli bir yıl sonra, kendi tiyatrosunda yapılan Reprise’in başarı kazanması, ve benim gibi bu ölümsüz operetin yalnız müziklerini bilenlerin, prodüksiyonumuzu izledikten sonra, bu müzikalin en değerli anıların arasında yer almasıdır. Ne mutlu bize ki çok yeni olmasına rağmen bizim tiyatromuzun da artık klasikleşmiş oyunları var.