Adnan Saygun Anlatıyor:

 

Kardeşim Cemal

Bazı insanlarlar vardır ki, Tanrı onları sanki belli bir görevi yerine getirsinler diye dünyaya göndermiştir. Cemal işte böyle insanlardan biriydi. On yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda büyük eserler verdikten sonra on dokuzuncu yüzyılın ortalarından sonra duraklayan ve yeni bir hamlenin bekleyişi içine giren Türk musikisinin çağdaş bir anlayışla yeni yolunu çizen ve hepsi de yüzyılımızın ilk yıllarında dünyaya gelmiş olan ilk besteci kuşağımızın, yaşı ve eser vermeye bakımlarından ağabeyi oldu. Cemal, sanatının ilk devresinde halk musikimize ve halk masallarına eğilmesini bildi. Ben Cemal'i böyle bir eserinin, Bebek Efsanesi adını verdiği orkestra eserinin ilk icrası sırasında Paris'te tanımıştım. Dostluğumuz sonuna kadar sürdü. Kırk yıl önce İstanbul Konservatuvarı'nda beraber hocalık yaptık. Şu son yıllarda Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nda yine iki hoca olarak buluştuk. O kendisini henüz tanımadığım zamanlarda hoca, kompozitör ve piyanist olarak başladığı faaliyetleri ömrünün hemen hemen sonlarına kadar sürdürdü; talebi yetiştirdi, konserler verdi, şef olarak konserler yönetti, otuzlu yıllarda kurduğu yaylı sazlar orkestrasını genişleterek bugünkü İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası'nın temelini attı ve geliştirdi ve... bu arada yazdı, yazdı, yazdı... Amma ortaya koyduğu bunca eser niye çalınmaz. hani Çelebi Operası? hani Karagöz, Keman Konçertosu, Kuarteti, Seksteti?... 

Evet Cemal Türk sanat anlayışına yeni bir hava getirebilmek için Tanrı'nın kendine verdiği görevi başarıyla yerine getirdi ve tıpkı çağrı adlı eserindeki gibi dağların ardından gelen sese uyarak bizleri sessizce bırakıp gitti. Evet sessizce... Amma, eserleri gün geçtikçe seslerini duyuracak, bu ses gittikçe güzelleşecek ve yeni ufuklara doğru yolumuzu aydınlatmaya devam edecektir.   

 

 

 

 

 

 

Cem